24 Haziran 2026, Çarşamba
22:21

HÜDA PAR Batman Milletvekili Serkan Ramanlı: Garantör ülkeler Gazze için derhal devreye girmelidir

HÜDA PAR Batman Milletvekili Serkan Ramanlı: Garantör ülkeler Gazze için derhal devreye girmelidir

Haber : Murat Genç/ Ankara

HÜDA PAR Batman Milletvekili Serkan Ramanlı: Garantör ülkeler Gazze için derhal devreye girmelidir

HÜDA PAR Sözcüsü ve Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, siyonist terör rejiminin ateşkes anlaşmasına rağmen Gazze’de katliamlarına pervasızca devam ettiğine dikkat çekerek, garantör ülkelere Gazze için devreye girmeleri çağrısında bulundu.

TBMM'de düzenlediği basın toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulunan HÜDA PAR Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, siyonist terör rejiminin Gazze’ye yönelilk saldırılarına, okullardaki yıl sonu mezuniyet törenlerine, Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) açıkladığı hububat alım fiyatlarına ve su tarifelerindeki adaletsizliğe değindi.

Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) açıkladığı hububat alım fiyatlarının artan girdi maliyetlerinin altında kalmasının üreticilerin tepkisine yol açtığını ifade eden Ramanlı, çiftçinin üretimde kalabilmesi için alım fiyatlarının revize edilmesi ve desteklerin artırılmasını talep etti.

“Üreticinin yükü hafifletilmeli, üretim güçlendirilmelidir”

Açıklanan fiyatların maliyetleri karşılamadığına dikkat çeken Ramanlı, “2026 yılı için açıklanan hububat alım fiyatlarında ekmeklik ve makarnalık buğdayın ton fiyatı 16 bin 500 TL, arpanın ise ton fiyatı 12 bin 750 TL olarak belirlenmiştir. Destek ödemeleriyle birlikte üreticinin eline geçecek tutarın bir ton buğdayda yaklaşık 19 bin 514 TL, bir ton arpada ise 15 bin 764 TL seviyesine ulaşacağı ifade edilmektedir. Ancak açıklanan rakamların, üreticinin artan maliyetleri ve alım gücü üzerindeki etkisi dikkatle değerlendirilmelidir.” dedi.

“Üretici yalnızca satış fiyatına değil, üretimden elde ettiği gerçek kazanca bakmaktadır”

Hububat fiyatlarının çiftçilerin üretim maliyetinin altında kaldığına dikkat çeken Ramanlı, “Açıklanan hububat alım fiyatlarında geçen yıla göre nominal bir artış görülse de üreticinin sahadaki gerçekliği daha farklı bir tablo ortaya koymaktadır. Destek dâhil değerlendirildiğinde hububat gelirindeki artışın yaklaşık yüzde 15 ila 25 arasında kalması; yıllık enflasyonun ve özellikle tarımsal girdi maliyetlerindeki yükselişin gerisinde kalmaktadır. Mazot, gübre, ilaç, işçilik ve arazi maliyetlerinde son bir yılda yaşanan yüksek artışlar, fiyat artışının önemli bir kısmını daha hasat gerçekleşmeden eritmektedir. Bu şartlarda üretici yalnızca satış fiyatına değil, üretimden elde ettiği gerçek kazanca bakmaktadır.” diye konuştu.

“Üreten çiftçinin kazandığı bir tarım politikası tercih değil, zorunluluktur”

“Tarım politikalarının temel amacının çiftçiyi borçla ayakta tutmak değil, üretimle güçlendirmek olmalıdır.” diyen Ramanlı, “Alım fiyatları belirlenirken yalnızca geçmiş yıl fiyatları değil; gerçek üretim maliyetleri, enflasyon etkisi ve üreticinin makul refah payı birlikte dikkate alınmalıdır. Destekler üretim döneminde etkinleştirilmeli, ödeme süreçleri hızlandırılmalı, üreticinin finansman ihtiyacı faiz yüküyle değil, üretim odaklı modellerle karşılanmalıdır. Üreten çiftçinin kazandığı, toprağın boş kalmadığı ve gıda güvenliğinin güçlendiği bir tarım politikası tercih değil, zorunluluktur.” vurgusu yaptı.

“Su, ticari bir meta değil, hayatın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır”

Su tarifelerinde adaletin ve faturalarda kolaylığın sağlanması gerektiğini ifade eden Ramanlı, “Su, ticari bir meta değil, hayatın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Bu nedenle belediyecilikte su kullanım tarifeleri belirlenirken temel ölçü; gelir artırmak değil, vatandaşın temel ihtiyacını adil ve ulaşılabilir şekilde karşılamak olmalıdır. Bugün toplu sayaç kullanan site ve apartmanlarda yaşayan vatandaşlarımız, uygulanan kademeli tarifeler nedeniyle aynı miktarda su tüketmelerine rağmen daha yüksek bedeller ödemek zorunda kalmaktadır. Böylece ortak sayaç kullanan vatandaşlar düpedüz cezalandırılmaktadır.” diye konuştu.

“Belediyeler, su fiyatlarında vatandaşları rahatlatacak düzenlemelere gitmeli”

Yerel yönetimlerin görevinin vatandaşın yükünü artırmak değil, hayatını kolaylaştırmak olduğunu vurgulayan Ramanlı, şöyle devam etti:

“Bu nedenle toplu sayaçlı yapılarda kademeli tarifeler belirlenirken bağımsız bölüm sayısı dikkate alınmalı; toplu konutlar için konut sayısı esas alınarak özel düzenlemeler yapılmalıdır. Su tasarrufu teşvik edilmelidir; ancak tasarruf politikaları, vatandaşın sırtına yeni yükler bindirmenin değil, adaletin ve sosyal dayanışmanın aracı olmalıdır. Öte yandan artan hayat pahalılığı karşısında belediyeler, su fiyatlarında vatandaşları rahatlatacak düzenlemelere gitmeli; temel ihtiyaç miktarına düşük ücret uygulanmalı ve sosyal belediyecilik anlayışı güçlendirilmelidir.”

“Mezuniyet mi, kültürel yabancılaşma mı?”

Yıl sonu mezuniyet törenlerinde yaşanan uygulamalara ilişkin açıklamasında da Ramanlı, törenlerin asli amacından uzaklaştığını belirterek, “Her yıl eğitim-öğretim döneminin sonunda çeşitli mezuniyet programları düzenlenmektedir. Ancak son yıllarda bazı okullarımızda görülen uygulamalar, haklı olarak toplumun geniş kesimlerinde soru işaretlerine neden olmaktadır. Mezuniyet, eğitim hayatının belirli bir aşamasını tamamlayan öğrencilerin sevincini paylaşma vesilesidir. Bununla birlikte özellikle okul öncesi ve ilkokul kademelerinde abartılı ve aileleri gereksiz bir maddi külfet altına sokan bazı mezuniyet programları, kültürümüz ve inanç değerlerimizle bağdaşmamaktadır.” şeklinde konuştu.

“Kadim medeniyetimizde merasimler; ilmin ve emeğin kıymetine dayanırdı”

Okullarda dönem sonu hazırlanan bazı mezuniyet törenlerinin batı toplumlarından kopyalanan şekilci uygulamalara dönüşmesinin üzerinde düşünülmesi gerektiğine dikkat çeken Ramanlı, şu ifadeleri kullandı:

“Kadim medeniyetimizde ilim yolculuğunun sonunda yapılan merasimler; gösterişe değil tevazuya, eğlenceye değil şükre, bireysel övgüye değil ilmin ve emeğin kıymetine dayanırdı. Medreselerde verilen icazetler, talebeye yeni sorumluluklar yükleyen manevi bir anlam taşırdı. Bugün ise bazı mezuniyet etkinliklerinin, Batı toplumlarından kopyalanan şekilci uygulamalara dönüşmesi, milletçe üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Çocuklarımızın hafızalarında kalması gereken; pahalı kıyafetler, süslü sahneler ve yapay gösteriler değil; öğretmenlerine duydukları saygı, anne babalarına besledikleri minnet ve Rabbimize karşı hissettikleri şükür duygusudur.”

“Mezuniyet törenleri şahsiyet inşasının bir parçası olmalıdır”

Mezuniyet programlarının millî ve manevi değerler çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerektiğini belirten Ramanlı, “Elbette öğrencilerimizin başarısı kutlanmalıdır. Ancak bu kutlamalar; israftan uzak, aileleri ekonomik baskı altına sokmayan, millî ve manevi değerlerimizi önceleyen, öğrencilerimize sorumluluk bilinci kazandıran bir anlayışla yapılmalıdır. Çünkü eğitim yalnızca diploma vermek değil; şahsiyet inşa etmektir. Mezuniyet törenleri de bu şahsiyet inşasının bir parçası olmalıdır. Bütün öğrencilerimizi tebrik ediyor; ilimle ahlakı, başarıyla erdemi bir arada taşıyan nesiller olarak yetişmelerini Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.” temennisinde bulundu.

“Garantör ülkeler Gazze için derhal devreye girmelidir”

Siyonist terör rejiminin 10 Ekim ateşkes anlaşmasına rağmen Gazze’de katliamlarına pervasızca devam ettğine dikkat çeken Ramanlı, “Bombalı saldırıların yanı sıra temel gıda maddelerinin girişi hâlâ kısıtlıdır; temiz su kaynakları yok edilmiş, salgın hastalıklar halkı pençesine almıştır. Böyle bir vahşet ortamında, garantör devletlerin Filistinli direniş gruplarının nasıl silahsızlandırılacağını tartışmasının makul bir izahı yoktur. Bugün garantör devletlerin öncelikli görevi, altına imza attıkları anlaşmadan doğan sorumlulukların gereğini yerine getirmektir. Su ve yiyeceğin bile yeterince girmediği Gazze’nin yeniden inşası için bu mazlum halkın bir 20 yıl daha beklemeye takati kalmamıştır.” dedi.

Ateşkes ihlalleri ve sivillere yönelik saldırılar karşısında uluslararası toplumun, özellikle de garantör ülkelerin daha aktif ve kararlı bir tutum sergilemesi çağrısında bulunan Ramanlı, Filistin halkının meşru müdafaa hakkının güvence altına alınması ve işgalin tamamen sona erdirilmesi için garantörlük mekanizmalarının devreye girmesi gerektiğini belirtti.

“İran ve Lübnan sahalarında açıkça görüldüğü üzere siyonistlerin anladığı tek dil askerî güçtür”

Siyonistlerin anladığı tek dilin askerî güç olduğuna vurgu yapan Ramanlı, “Ateşkes anlaşmasına uymayan, açlığı bir silah olarak kullanmaya devam eden ve ‘bizden bir annenin ağlamasına karşı onlardan bin anne ağlamalı, ayakta hiçbir bina kalmamalı’ diyen gözü dönmüş siyonistler adına direnişçilerin silahsızlandırılması pazarlığı yapılamaz. İran ve Lübnan sahalarında açıkça görüldüğü üzere siyonistlerin anladığı tek dil askerî güçtür. Bu nedenle garantörlük müessesesi derhal işletilmeli; ABD ve siyonist rejim üzerinde caydırıcılık oluşturacak şekilde üç garantör ülkenin gerekirse güç kullanımı beyanıyla süreç kararlılıkla güvence altına alınmalıdır.” çağrısında bulundu.